Bazı hikâyeler tek başına yazılmaz. Bazıları, iki insanın aynı satırlara farklı gözlerle bakmasından, birinin kurup diğerinin cilalamasından, birinin hayal edip diğerinin o hayale bir düzen, bir tutarlılık kazandırmasından doğar. Daha önceki romanım “Cehennemden Esen Rüzgâr” da böyle bir hikâyeydi.
O romanı kaleme aldığımda, satırların arasında dolaşan yalnızca ben değildim. Ablam Dilek Ataman Bağdatlıoğlu, o kitabın her cümlesinde sabırla gezindi; zamanın akışını bozan ufak kırılmaları, mantığın sekteye uğradığı yerleri tek tek buldu, düzeltti, bazen benden bile önce fark etti. O emek olmasaydı, o roman bugün sizin elinizde tuttuğunuz o roman olmazdı — belki başka bir kitap olurdu, ama bu kadar bütün, bu kadar dengeli akan bir hikâye olmazdı.
Şimdi elinizdeki bu yeni roman, o ilk hikâyenin küllerinden değil, tam da o hikâyenin bıraktığı yerden doğuyor. Ve yine aynı sabırlı göz, yine aynı özenli el eşlik etti bana bu yolculukta. Her bölümü yazdıkça ona emanet ettim, o da yine aynı titizlikle, aynı sevgiyle üzerinde çalıştı. Bazı bölümlere müziğin de eşlik etmesinin romanın bütününe değer katacağını tavsiye etti, ekledim. Bu roman, ilk kitaptaki hikâyenin doğal bir devamı olduğu kadar, aramızdaki bu sessiz ortaklığın ve sevginin de devamıdır.
Bir yazarın en büyük şansı, belki de arkasında kendisine kendisinden daha çok inanan birinin olmasıdır. O kadar inandı ki “hadi gel sana bir web sitesi açalım hem kitaplarını tanıtalım hem kitaplarındaki müziklerin tanıtımlarını yapalım ki okurların rahatlıkla o değerli müzikleri de dinleyebilsinler. Web sitesine kitaplarında bahsi geçen nesnelerin görsellerini de koyarız” dedi. Ve web sitesini açtı: www.turgayataman.com
Bu vesileyle, Dilek Ataman Bağdatlıoğlu’na teşekkür etmek isterim — sadece düzelttikleri için değil, bu hikâyeye, bana ve yazacaklarıma benden önce inandığı için de.
Şimdi, kaldığımız yerden devam eden bu yeni rüzgârın içine bırakıyorum sizi.
Turgay Ataman